Salı, Aralık 11, 2007

Çarşı OOXML 'e KARŞI !

Uzun zamandır bir şeyler karalamadığımı düşünecek olursak aslında anlatılacak çok şey var. Ancak daha önemli konular var. Camia yı takip edenler bir süredir OOXML ve TSE'nin bu konudaki tavrı konusundaki log girdilerini ve e-postaları görmüşlerdir. Bende bu girdilerden ve postalardan yararlanarak bilgi edinme yasası gereği cevaplanmak üzere bir takım sorular yönelttim TSE ye. Gelen cevapları yayınlayacağım. Bu şekilde yeterince fazla kişi soru sorar ise en azından dikkati çekilebilir TSE'nin diye düşünüyorum. Gönderdiğim bilgi edinme isteğinin tam metni ise aşağıda;

Sayın Yetkili,

Elektronik ortamdaki dokümantasyon için açık standartların belirlenmesi konusundaki sorunların çözümü için şubatta Cenevre'de yapılacak olan "Ballot Çözüm Toplantısı" (Ballot Resolution Meeting) na ve TSE nin bu toplantıda ne şekilde tavır alacağına ilişkin bir takım sorularım olacak. 4982 Sayılı Bilgi Edinme Kanunu uyarınca bu soruların cevaplanmasını arz ederim.

1- Cenevre'deki Ballot Çözüm Toplantısı'nda (DIS 29500) TSE'yi kim temsil edecek?

2- Toplantıya ülkemiz adına katılacak olan delegeler, Microsoft'tan yeterince bağımsız mı?

3- TSE'nin sorumlu komitesi 3500 çözüm önerisi veya hepsi değilse bile sadece gönderdikleri ulusal açıklamalar üzerinde çalışıyor mu?

4- TSE temsilcisinin Micrsoft'un önerdiği standart olan OOXML lehine oy kullanacağı yönündeki bilgiler doğru mudur ? ( Lütfen ekdeki apora bakınız )

5- Eğer 4. sorunun cevabı evet ise TSE temsilcileri aşağıdaki durumların farkında mıdır ? Ve bu konuların varlığına rağmen Microsoft'un görüşleri lehinde oy kullanmayı halen düşünmekte midir ?

a- Microsoft'un sunduğu belgede OOXML sistemi içersinde yer alan bir çok
maddenin sadece "isimleri" belirtilmiş ama bu maddeler tanımlanmamıştır.
Microsoft bu bilgeleri kendine saklamakta ve kesin bir tanım vermeyi
reddetmektedir.

b- Bir başka durum ise Microsoft'un gönderme yaptığı standartları açık olarak
bildirmemesi. Örneğin bir karakter kümesinin birden fazla sürümü olduğu
durumda Microsoft bu karakter kümesinin hangi sürümüne gönderme yaptığını
bildirmemiştir. Bu durumda A kişisi ürettiği bir belgeyi iki farklı
arkadaşına yolladığı zaman bu iki kişi aynı belgeyi sadece farklı editörler
kullandıkları için özgün halinden başka bir şekilde görebilirler.

c-Microsoft OOXML standardında kullanacağını beyan ettiği bazı alt sistemleri
kendi patenti altında barındırmaktadır. Bu durumun en vahim sonucu Microsoft
patentlerinin kullanım hakkına sahip olmadan OOXML formatlı bir belgenin
açılmasının mümkün olmamasıdır. Microsoft bu belgede bu teliflerin kamunun
kullanımına açılıp açılmayacağı konusunda herhangi bir açıklamada
bulunmamıştır.

d- Microsoft OOXML ile ne yazık ki plartform bağımsız bir standart yaratmaktan
çok uzakta bir noktadadır. Bu haliyle OOXML ancak Windows ortamında ve ancak
Office programı aracılığı ile tam ve verimli olarak kullanılabilecek gibi
görünmekte. Diğer editörler (örneğin OpenOffice) OOXML formatlı belgeleri ya
hiç açamayacak ya da açabilseler bile özgün belgenin görünüm ve içeriğinden
çok farklı ve sorunlu bir şekilde görüntüleme imkanı sunacaktır.

Çarşamba, Ekim 10, 2007

Mehmet

Olur ya, bir çatışmada ölürsem,
Arkamdan yas tutmayın.

Bırakın toprağımda rahat içinde yatayım.
Bedenimden komandomu çıkarmayın,
Onlar benim onurumdur,
Ölünce kefenim olacak...

Başımdan mavi beremi çıkarmayın,
O benim şanım,şerefim olacak...

Ayağımdan botlarımı çıkarmayın,
Onlar nice yollar aşacak,
Şehit olursam Sırat köprüsünden geçecek...

Elimden tüfeğimi almayın,
O benim mezarıma sembol olacak...

Yaramın kanını silmeyin,
Ahirette hesabı sorulacak...

Göğsümden kör kurşunu çıkarmayın,
O benim madalyam olacak...


* Bu şiir, Hakkari - Çukurca - Üzümlü Jandarma Sınır Karakolu'nda görevliyken 12 Aralık 1993 günü saat 21.00 sıralarında bölücü eşkiya ile yapılan silahlı çatışmada şehit düşen Jandarma Komando Onbaşı Zekeriya Gülyaman'ın şahsi eşyaları içerisinden çıkmıştır.

Salı, Ekim 09, 2007

Gençliğe Hitabe

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.


Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. Istikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanin, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün ordulari dagitilmiş ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.


Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç oldugun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

K. ATATÜRK
20 Ekim 1927

Pazar, Ekim 07, 2007

Hayali Yazılımcı

Başlıkta gördüğünüz deyim henüz literatüre girmedi. Ama yakında girecektir zannımca ben de isim babası olayım istedim. Sebebini buradan okursunuz.

Not: Bu arada çeşitli mecralarda "devlet işletim sistemi geliştireceğine o parayı yazılımcılara teşvik olarak verse memleket ihya olurdu" diye yırtınan bir takım lamer bozmaları ile yardakçılarının gözü aydın. Buyrun bakalım alın teşviklerinizi de ne geliştirecekmişsiniz bizler de bir görelim.

Perşembe, Ekim 04, 2007

Bağlantısız Haber Televizyonu

Odatv.com adlı haber televizyonu ( haber sitesi değil ) yayına başladı.Soner Yalçın ve Cüneyt Özdemir tarafından kurulan televizyonun bilindiği kadarı ile hiçbir medya grubu ile direkt bağlantısı yok. Televizyondan ilginç bir haberde aşağıda.

Bu görüntü Irak işgaline katılan İngiliz askerlerinin kamerasından yansıyor. Kendi jeeplerinin içinde arkadan gelen arabalara rastgele ateş ediyorlar. Arkadan gelen arabaları vurduklarında seviniyor, vuramadıklarında üzülüyorlar.

Pazar, Eylül 30, 2007

Bir Başkadır Benim Memleketim

Kendimi dakika başı blog yaza asosyal bir adam gibi hissetmeye başladım ama bunları yazmazsam çatlarım ;)

Bu aralar ev bakıyorum İstanbul'da. Gördüğüm ev ilanlarından biri aklıma bu günlerin beynelminel sorusunu getirmedi desem yalan olur "Türkiye Malezya Olur Mu ?" :)

Bir diğer konuda bilişim suçlarıyla ilgilenen ÜST DÜZEY bir emniyet yetkilisine birileri, Youtube un Türkiye temsilciliğinin olamayacağını çünkü şirketin hali hazırda Google'a ait olduğunu ve Google ında uzun bir süredir Türkiye ofisi bulunduğunu söylemeli artık.


Not: Tabi habertürk ün röpörtajı %100 hayali de olabilir. Güzide basınımızdan beklenecek bir davranış.

Cumartesi, Eylül 29, 2007

Pek Leziz !


Bir köşe yazısı için pek çok sıfat kullanılabilir. Ancak bazı yazılar vardır ki beylik sıfatlarla değil ancak sıra dışı kelimelerle tanımlanabilir.

Örneğin bugün okuduğum bir yazı [1], üzerinde yoğun kıvamlı mantar sosu bulunan, kolay kesilip, her bir lokması neredeyse çiğnenmeden ağızda eriyen Chateaubriand tadı hissettirdi bana.



Yazının tamamı ilgili bağlantıda mevcut ancak ben size beğendiğim yerlerden birkaç dilim keseyim;


Üniversiteyi anlamak için “neden eski Yunan’da?” sorusuna yanıt bulmalıyız. “Agora kültürü” dediğimiz meydanda serbest tartışma alışkanlığı önemliydi. “Mythostan logosa dönüşüm” yani dünyayı açıklamak için mitolojiler yerine rasyonaliteden yararlanmaya başlamak dönüm noktası. Böylece seküler düşünce ve eleştirel akıl ortaya çıkıyor. İşte felsefenin ve üniversitenin etkileşimi böyle başlıyor.

Fikir platformunda bütün düşüncelerin özgürce tartışılabilmesi ve “Agora kültürü”nün günümüze uyarlanması umut edilir. Devletlerden statükoyu koruması beklenirken, üniversitenin değişimin öncüsü olması arzu edilir. Sadece bilgi ile beslenen, “memur zihniyetinin dışında duruşu olan” akademik dünya üyelerinin kültür, etik ve dünya görüşü bakımından daima ileriye bakan ve hep yeni araşıylar içinde olan kişiler olması esastır.


Neyse efendim fazla vaktinizi almadan sizi bu lezzetli yazıyla başbaşa bırakayım.

[1]

Salı, Eylül 25, 2007

Shame on Me !

Über müzik kültürüne sahip bir şahsiyet değilim. Ama yine de bu zamana kadar böyle bir sesi fark edememişim.

Cumartesi, Eylül 22, 2007

Beyaz ötesi gülüşler için FARE ZEHİRİ kullanın !

Artık komplo teorisi olmaktan çıkmış bir idda. Türkçe , İngilizce. Beyaz gülüşler efenim.

Pazartesi, Ağustos 27, 2007

Death Note

- Death Note'a ismi yazılan insan ölür. İsmi yazıldıktan sonra 40 saniye sonra ölüm nedeni, ölüm nedeninden 6 dakika 40 saniye sonra detaylar yazılabilir.
- Death Note'u kullanan biri, öldüreceği insanın yüzünü görmüş olmalıdır. Aynı isimdeki diğer kişiler bu şekilde etkilenmezler.
- Death Note'u kullanan insan ne cennete ne cehenneme girebilir.
- Death Note başkalarına verilebilir. Ancak bu durumda onunla ilgili tüm hatıralar kişinin aklından silinir.
- Death Note olanaksız şeyleri sağlamaz.
- Shinigamilerin gözleri, insanların adı ve soyadını, yaşam süresini, yaşını vb. gösterir. İnsanlarla bu gözler değiştirilebilir ancak karşılığında insan ömrünün yarısı Shinigami'ye geçer.
- Bir Shinigami, insan hayatını kısaltmak için yaratılmıştır. Bunu uzatmak için defteri kullanan Shinigami ölür.
- Death Note, eğer bir insanın eline geçerse, deftere önceden sahip olan Shinigami, o kişiyi 39 gün içinde bulmalıdır. Bu kitap ölüm tanrısı ile insan arasında bir bağ olacaktır.

Evet efendim yeni hastalığımız bu. Herkese tavsiye edilebilecek pek leziz bir anime. Bağımlılık yapması dışında hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır.

Çarşamba, Temmuz 25, 2007

Ahanda Yakaladık

Kim demiş bilgi toplumu olamadık diye ? İnternet üzerinden kredi kartıyla çalışan medyumumuz, büyücümüz var daha ne olsun ?

Cumartesi, Temmuz 21, 2007

Sayı Doğrusu

Bu millet gözünün içine baka baka yalan söyleyenleri çok gördü ama bu kadarına da pes doğrusu. Pek sayın ösym başkanı diyor ki özetle;


"Orta Öğretim Başarı Puanı hatalı girilen bir aday düzeltmenin ardından ,( farz-ı misal ) 20. sıradan 15. sıraya çıkabilir ancak aradaki diğer adayların sırasını değiştirmez bu işlem"


Göz var , izan var, akıl var , mantık var.

Ha ama tabi o biz sıradan ölümlüler için var. İnsanlık ve matematik namına rica ediyorum sayın yetkililerden ÖSYM BAŞKANI'nın ilkokul diplomasının gerçekliğini kontrol edin.

Neyse efenim geçelim, zaten ne güzel demiş şair.

Çarşamba, Temmuz 18, 2007

Dexter

Oldukça yoğun geçen bir yılın ardından yaz tatilimi bilgisayardan uzak geçirmeye çalışıyorum. ( ne kadar uzak durmayı başarabildiğimse okuduğunuz satırlardan malum ;) ). Bu da demek oluyor ki bu blog da yaz boyunca bilgisayarla ilgisiz girdiler göreceksiniz genelde.

Bu arada televizyon dünyası tekrar ilgi alanıma girdi. Bu güne kadar değişik dizileri ( 24 , 4400 , Heroes ) DVD lerinden takip eden şahsım bu akşam e2 de çok ilginç bir diziye rastladım. Adı Dexter, uzun uzun anlatacaktım ama birileri çok daha güzel özetlemiş. Buyrun okuyun, izleyin izlettirin.

Bilgisayardan uzak eylemlerimiz sürecektir efenim.

Cuma, Mayıs 25, 2007

Sayılar ve İnsanlar

Bazen sayılar alır insanların yerini. Dünde öyle oldu. 6 şehit vermişiz. 6 haber vereceğim bende sizlere 6 şehitin anısına.

1

2

3

4

5

ve Nutuk da yazdığı gibi; "gaflet delalet ve hatta ..."

6

Cumartesi, Mayıs 19, 2007

Bizim Hiç Kontürümüz Olmadı Abi :-(

Habertürk de yer alan habere göre fakir babası fatura kapılar yeni projesi ile bomba gibi düşmüş yine bilişim camiasına.

Winhec 07 seminerinde konusma yapan Bill Gates şu anda dünya üzerinde en üst ve pahalı teknolojileri anında satın alabilecek 1 milyar insan olduğunu ve buna karşılık 3 milyar insanın devlet yardımına muhtaç yaşadığının altını çizdi. Bu noktadan yola çıkarak yeni iş modeli FlexGo ile fakirlik sınırı altındaki 3 milyar kullanıcıya direkt olarak ulaşacaklarını, projeyi kullanıma geçirmek için gerekli devlet ve donanım üreticisi desteğini aldıklarını bildirdi. Ayrıca yaptığı konuşmada fakir halkın devletlere olan yükünün bilgisayar erişimi sayesinde azaltılacağını vurguladı.

Bilgisayarı her eve sokmak için telekom şirketleriyle ortak pre-paid (önceden ödemeli) bir bilgisayar sistemi (donanım, yazılım ve internet bağlantısı) geliştirilmiş. Şu anda Meksika, İspanya, Hindistan ve Afrika'da denenen bu sistemin adı Microsoft FlexGO. Saatlik ya da aylık bağlantı ücreti ödeyip kullanılan bilgisayar süre bitince kullanıma kapaniyor.

Aslında uzun uzun methiyeler düzmek niyetindeydim projeye ama ne desem az gelecek. Bir de gezegende yayınlanıyor günlük sıkıntı yaratmayalım. Ancak her türlü iyi dilekleriniz için yorum bölümümüz 24 saat açıktır. Çaylar şirketten...

Cumartesi, Mayıs 12, 2007

İş İlanı Nasıl OLMALI?

İşte aynen böyle olmalı. İşe, işe yarar eleman almak isteyen tüm işverenlerin dikkatine :)

Salı, Mayıs 01, 2007

Gerginliğin Analizi

Bir süredir gerilen ortam karşısında neden böyle oluyor sorusunun cevabı üzerinde kafa yoruyordum.

İlk akla gelen seçenek kişileri suçlamak olabilir. Kimisine, iş yapacağına eleştiriyorsun diyebilir, bir başkasına bulunduğun konuma uygun davranmıyor kişisel hezeyanlarına derneği alet ediyorsun diyebiliriz.

Tamam aklımıza gelen herkese her şeye sövdük saydık. Peki bu sorunumuzu çözdü mü ? Artık daha iyi çalışan bir derneğe mi sahip olduk böyle yaparak ?

İşin ilginç insanların yazdıklarını birbirinden bağımsız okuduğunuzda Nasreddin Hoca sendromuna kapılabilirsiniz. Peki sorun ne ? Çözüm ne ?

Bana göre sorun sistem. Daha doğrusu sistemsizlik. Kaç kişi bana bu derneğin ve Türkiye'nin en büyük özgür yazılım organizasyonu olan Özgür Yazılım ve Linux şenliği için çalışmalar her yıl ............. tarihinde başlar. Sponsorluk görüşmeleri ....... ve ........ tarihleri arasında başlar ve biter. .......... tarihinde afiş tasarımı kesinleşir, diyebilir ?

Şenlik sadece bir örnek tabi. Aşağı yukarı her konuyu böyle yapıyoruz. Belki bütün işlerin el ile yapıldığı bir sunucu benzetimi işleri daha net anlatır. Bir sunucu düşünün ki her gün dosyalar teker teker el ile kopyalanarak yedek alınıyor. Her bir log dosyası tek tek okunuyor. Sorunlar belirleniyor. Gelip giden dosyalar üzerinde teker teker el ile antivirüs programı çalıştırılıp virüs kontrolü yapılıyor.

Ondan sonra birisi çıkıp diyor ki;

- Bir web istatistiği istedim 5 saat oldu hala gelmedi !

Öbürü isyan ediyor;

- Sen bu işlerin nasıl yürüdüğünü biliyor musun ? Sabahtan beri log okuyup gruplandırıyorum nasıl bitsin 5 saatte ? Zaten sunucuyu yönetmek için yeterli sayıda sistem yöneticimiz yok !

Dediğim gibi tek tek incelediğinizde Nasreddin Hoca sendromuna yol açacak bir durum. Ancak çözüm değil.
Şimdi profesyonelleşme diyeceğim yorum bölümü dolup taşacak, "sen ne diyorsun ?" diye. Ama şöyle ifade edelim. Amatör bir ruhla profesyonel ilkelerle yürütmeliyiz çalışmalarımızı.

İş planlarımız olmalı her türlü etkinlik için belkide How-To yazmalıyız içinde net tarih
ler olan. Mesela benim aklıma gelen ilk iki başlık; Şenlik Nasıl Yapılır ? , Basın açıklaması Nasıl Yapılır ?

Lütfen sizlerde düşünün başka hangi konuların hangi işlerimizin bir takvime ve bir sisteme bağlanması lazım ? Şenlikde görüşmek üzere...

Salı, Nisan 17, 2007

Beni de Yasaklayın

Önce Süperpoligon, şimdi de Ekşisözlük'e erişim kesiliyor. Neden yine aynı; Adnan Oktar'ın bir haber üzerine yaptığı başvuru...

Eyüp 3. Asliye Mahkemesi, Adnan Hoca'nın başvurusu üzerine Ekşisözlük'e erişim yasağı kararı aldı. Mahkeme kararında yasağın gerekçesi, “Sitede Oktar’ın kişilik haklarına saldırı yapılması” olarak açıklandı.

Bu kez de aynı şey oldu. Süperpoligon'un başına gelen gibi, o haberin çıkarılması yerine kolaya kaçılıp sitenin fişinin çekilmesine karar verildi. İsyan ettiren bu karar Türk Telekom'a ulaştığı anda siteye tüm erişimi kesilecek.

Ekşisözlük'ün avukatı Başak Purut, "3-4 yazı için sitenin tümüne kapatılması düşündürücü ve bunun düzeltilmesi için çalışıyoruz. Biz dava dosyasında tedbir istenen yazıları zaten yayından çıkardık, şu anda tedbire konu olacak bir şey yok" dedi.


Kararın Türk Telekom'a bildirildiğini ancak sitenin henüz kapanmadığını belirten sözlüğün yazarlarından Aziz Kedi ise, "Harun Yahya, nam-ı diğer Adnan Oktar kaynaklı bir olay bu. Bu ilk değil, daha önce de kendi başlığını ve alakalı başlıkları durdurtmuştu. Durum bize tebliğ edilmemişti, avukatımız durumu tesadüfen öğrenmiş. Kolektif cezalandırma 19. yüzyılda bitti" dedi.

Adnan Oktar'ın şikayetiyle ilgili yargılama henüz sonuçlanmadı. Yargı sürecinin bir ay kadar sürmesi bekleniyor. Ekşisözlük, gereken adımı atıp dava konusu olan yazıları çıkardı. Bunu karşılık yine de site yargılama bitene kadar kapalı olacak.

Peki dava sonunda Adnan Oktar haksız çıkarsa ne olacak?
Bir ay boyunca kapalı kalan Ekşisözlük'ün hakkını kim teslim edecek?
Bu adaletsizlik nasıl giderilecek?

Kaynak www.internethaber.com

Aha da yazıyorum. ..... .... Bu ülkedeki en büyük .... lardan biridir. Yasaklayın Beni de.

[ Bu bölüm gezegen yönetiminin isteği üzerine LKD ye zarar vermemek adına çıkartılmıştır. Yine de gönül isterdi ki LKD sitelerinden birinin kapatılması pahasına bu sansürcü zihniyetin karşısında dursun]

Çarşamba, Mart 28, 2007

Sayın Başbakan

Bu yazının Linux, Özgür Yazılım ve benzeri konularla hiç bir ilgisi yoktur. İlgilenmeyenler devamını okumamak da özgürdür.

Bu yazının yaşadığımız ülkenin geleceği ile yakından ilgisi vardır.

Bir gün bir gazetede bir yazı görürsünüz. İhtimal vermezsiniz doğruluğuna. Sevmeseniz de söyleyen kişiyi, o makama konduramazsınız böyle bir ihaneti.

Üstelik akşam 70 milyonun gözünün içine bakarak yalanlanmıştır bu idda.

Ülkemizin saygın gazeteleri konudan hep idda diye bahsederler. İnsanların aklında kuşku uyandırılır. Ve benim gibi niceleri "Yok artık o kadarda olmaz derler"

Ve bir gün internet gelir aklınıza. Bundan sonraki yorumlar size ait. Biraz daha yazarsam TCK nın uygun bir maddesine gireceğimden emin olduğum için....

http://www.hafif.org/yazi/erdogandan-sayin-ocalan-konusmasi-ses

http://www.etikhaber.com/content/view/32660/77/

Cumartesi, Mart 17, 2007

Sazlık kedisi hoş geldi

Evet başlık ne olduğunu anlatıyor. Gerçi upgrade çok da problemsiz olmadı ama olsun. Güncellemenin ardından alt +f2 , ctrl + alt +f1 ve benzeri bilimum tuş kombinasyonları çalışmadığı gibi, yakuake gibi bazı uygulamalarda "kio (KSycoca): ERROR: No database available!" hataları veriyordu.

Neyse sonuçta pismillah diyip " pisi remove kdebase --ignore-dependency && pisi install kdebase " diyip üstüne bir de makinayı yeniden başlatınca sorunu çözdük. Cümle aleme hayırlı olsun yeni kedimiz...

Pazar, Mart 11, 2007

Pardus bağlamında GNU/Linux ve Açık Kodlu Işletim Sistemlerinin Türkiyedeki Geleceği Üzerine

Aslında her şey bu haber ile başladı. Haber özetle Gelecek A.Ş. nin yeni çıkardığı masaüstü dağıtımı anlatıyordu. Haber benim beklemediğim kadar çok yorum aldı. Bunların bir bölümü Gelecek A.Ş nin dağıtımın kaynak kodlarını dağıtmamasından ileri gelirken bir bölümü ise Açık Kaynaklı iş modellerinden bahsediyordu.

Bu tartışmalar arasında benim benim en çok ilgimi çeken Chip Dergisi Linux Köşe Yazarı Ali Kızıl'ın bir yorumunda geçen aşağıdaki cümle oldu;

3) Beko Low-End ürünlerinde Pardus kullanmak isteyip, destek alamadığında Windows'a yönelmiştir. Destek veren bir marka olduğunda, ulaşılacak kitleyi bir düşünün.


Aslında bu aralar beni de düşündüren bir sorun bu. X kurumunda bir Linux sunucu kuracağınızı var sayalım. Bu kurumda RedHat veya Suse gibi markalaşmış dağıtımlardan birini kullanmak istemiyorsanız destek almak için Türkiye'de markalaşmış şirket bulmanız gerçekten zor.

Siz kendinize ve açık kaynak camiasına güveniyor olsanız bile üstleriniz sağlam referanslara sahip firmaların desteğini soruyorlar. Aslında bu konuda tamamen haksız da sayılmazlar. Onların yerinde olsam bende benzer bir destek arayarak acil bir durumda kendimi ve kurumumu güvenceye almak isterim.

Aslında pek çok şey söylenebilir yazdıklarıma karşı ama belki hayatın gerçekleri dışarıda duruyor hala... Bırakalım son sözü modern çağın son bilgesi Google söylesin. Şu sözcüklerle yapacağınız basit bir kaç arama söylemek istediklerimi daha net anlatacaktır. redhat + destek , suse + destek , debian + destek , pardus + destek

Salı, Şubat 13, 2007

Bir Istanbul Aşığının Ölümü

Pierre Loti, 1850-1923 yılları arasında yaşamış, Rochefort’ta doğmuş, ünlü bir Fransız roman yazarıdır. Denizci bir aileden gelen Pierre, çocukluğunda Latince, Yunanca ve İngilizce dillerini öğrenmiş ve 1865’de Deniz Akademisi’ni bitirmiştir. Gerçek adı Louis Marie Julien Viaud olan yazara, 1867 yılındaki Okyanusya seferi
sırasında,Tahiti’li yerliler tarafından Pierre Loti adı verilmiştir. Büyük Okyanus’ta yetişen bir çiçeğin adı olan Loti, gül anlamına gelir.

Bütün dünyayı dolaşırken bir tesadüf eseri Türkiye’ye yolu düşen Pierre Loti, Eyüp sırtlarındaki tarihi kahveyi, yine o ilk geldiği 1876’lı yıllarda keşfetmiş, nargile içip insanlarla sohbet etmiştir. Modern turizm çağındaki eski turistik yerlerden biri sayılan kahve, 19. yüzyılın sonlarına kadar Rabia Kadın Kahvesi olarak tanınmıştır. Pierre Loti, deniz subayı eğitimi almasına rağmen, hiçbir silahlı eyleme katılmamıştır. Gözlem yönünün oldukça kuvvetli olduğu bilinen Pierre Loti, İstanbul’u belki yerlilerinden daha fazla kabullenmiş ve bulunduğu kente hayran bir şekilde, kaldığı süre içerisinde sürekli İstanbul’a övgü dolu yazılar yazmıştır.

Eserlerinde aşkı, umutsuzluğu ve hayatın sonu ölümü anlatmıştır. Kalbinin en derin köşelerinde alev alev yanan yaşanmış aşk hikayesini, ünlü eserine adını verdiği “Aziyade” romanının içinde bulabilirsiniz. O dönemdeki Osmanlı’yı anlatan ve eleştirmenlerin olumlu yanıt verdiği bu romanda, Pierre Loti’nin ruh halini de bulmak mümkündür. Dünyanın dört bir köşesini görmüş olan Pierre Loti, yaşamının bundan sonraki diliminde Türkiye’yi yeni bir yurt olarak belirlemiş, Türkçe konuşup Türkçe şarkılar söylemiştir. Pierre Loti’nin kalbini kaptırdığı Çerkez kölesi Aziyade ise, Cihangir semtinde oturan Abidin Efendi’nin bir kölesiydi.

Kurtuluş Savaşı yıllarında, yazılarıyla hep Türkiye’yi destekleyen Pierre Loti, bu barışçıl ve içten bağlığından dolayı Türkler tarafından dost ilan edilmiştir. Daha sonradan yazarın sürekli geldiği bu ünlü tepeye, adına saygı amaçlı düşünülerek Pierre Loti kahvesi adı verilmiştir. Ayrıca bu kahve, sanatçı ve ressamların uğrak yeri olarak uzun yıllardan beri değişmez yerini korumaya devam etmiştir.



ANCAK BU GÜNLERDE ; Eyüp sırtlarındaki aşıkların mekanı Pierre Loti Tepesi’nin adı AKP’li Eyüp Belediyesi tarafından değiştiriliyor. Haliç’i tümüyle tepeden gören eşsiz doğal güzelliğe sahip Pierre Loti Tepesi’nin adının ‘Eyüp Sultan Tepesi’ olarak değişmesi için teklif verildi.

Tarihi mekanla ilgili isim değişikliği teklifi geçen hafta toplanan Eyüp Belediye Meclisi’nde oy çokluğuyla kabul edildi. [1]

Ben İstanbul da yaşamayan ve hayatında yalnız bir defa Pierre Loti Tepesi’ni görmüş bir insanım. Öte yandan bazı aşklar da ilk görüşte başlar.

Alınan bu kararla gelmiş geçmiş en büyük dostlarımızdan birisi öldürülmek isteniyor. Tepkilerinizi buraya tıklayarak aktarın. Yaşanmış ve yaşanacak olan aşklar ve aşıklar adına Pierre Loti'nin öldürülmesine seyirci kalmayın.

Son Bir Not: Pierre Loti yaşadığı yıllarda ermeni soykırımı yalanıyla ilgili olarak da kendi gördüklerini tarafsız bir biçimde anlatan kitap ve yazılar yazmıştır.



[1]:http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=67504,3

Cuma, Şubat 02, 2007

Anahtar Kelimeler: New , Pardus , Town :)

Aslında iş yerinde Linux sunucu kullanmamız yeni değil. Bir iki programcı arkadaş Pardus da kullanıyorduk zaten. Peki olay ne ?

Olay kurduğumuz Pardus'un iş yerinde ( Karadeniz Bölgesinin en büyük hastahanesi ) sunucu olarak kurulan ilk Pardus olmasının yanı sıra, görevi bir windows makinadan devralmış olması beni asıl mutlu eden. Bundan böyle programlarımız kendilerini samba yardımıyla yavru parsımızdan güncelleyecekler.

Ne diyelim darısı tüm sunucuların ve masaüstü makinalarımızın başına...

Not: Bu arada özgür yazılım yolunda gazi olan Necdet Hocam'a ve Ali Erdinç Köroğlu'na çok çok geçmiş olsun diyorum. Kazayı hafif atlatmış olmaları en büyük tesellimiz. M$'nin nazarı mı deydi acaba :)

Salı, Ocak 30, 2007

Agop Dilaçar ve Hepimiz Ermeni miyiz ?

Şimdi milliyetçilik bayrağı altında Ermeni düşmanlığı yapanlara şunu sormak isterim:
"Malazgirt Savaşı'nı Türklerin Ermenilerle birlikte kazandığını biliyor muydunuz?
"İstanbul'un alınmasında Ermenilerin yaptığı kahramanlıklardan haberiniz var mı?
"Çanakkale'de Mustafa Kemal'in yanında savaşan Ermeni askerlerin adlarını biliyor musunuz?
"Atatürk'ün bugün kullandığımız alfabeyi Ermeni dil bilgini Agop Martayan'a hazırlattığını ve sonra ona Dilaçar soyadını verdiğini biliyor muydunuz?"
Son bir soru:
Bir Ermeni dostuna bu soruları soranın, Alparslan Türkeş olduğunu biliyor muydunuz?
O Türkeş'in, 600 yıllık Türk-Ermeni dostluğunu diriltebilmek için Ermenistan Devlet Başkanı Petrosyan'la buluştuğunu, Ermeni askerlerin Azeri topraklarından çekilmesi şartıyla Ermenistan'la diplomatik ilişki kurulmasını savunduğunu ve 1915'te ölenlerin anısına, Türk-Ermeni sınırına bir anıt dikilerek Ermenistan'a bakan yüzüne Türkçe, Türkiye'ye bakan yüzüne Ermenice "Verdiğimiz acılardan dolayı üzgünüz" diye yazılmasını bile düşündüğünü biliyor muydunuz ?

Can Dündar 30.01.2007 Milliyet

Çarşamba, Ocak 24, 2007

Turkish

Konfiçyus’e sordular :

-“Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu ?”
Büyük filozof şöyle cevap verdi:

-“Hiç şüphesiz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.”
Dinleyicilerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerini sürdürdü:

-“Dil düzensiz olursa, sözler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa, adetler ve kültür bozulur. Adetler ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

Çarşamba, Ocak 10, 2007

Süleymaniye

Yazmayalı bayağı uzun zaman olmuş. Ne zaman elim gitse klavyeye hep birşeyler aldı götürdü vaktimi. Bu arada hayat akıp gitti final dönemi yaklaştı. Neyse yine vakit dar yapılacak iş çok ama bu arada bir iki satır karalamak istedim. Girdiyi Mehmet Akif ile bitirelim;

Yıkmak, insanlara yapmak gibi kıymet mi verir,
Onu, en çulpa herifler de emin ol becerir.
Hele sen gösteriver kubbe diye,
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye.
Ama gel, kaldıralım dendi mi, heyhat o zaman
Bir Süleyman daha lazım, yeniden bir de Sinan.