Pazar, Mart 26, 2006

Ağustos Böceği ve Karınca

Hasan Pulur'dan. Üstad yine dans ettirmiş kalemini ;)

SONRA bu hikâye değiştirildi...
O kış, hem çok şiddetli hem de uzun sürmüş, karıncanın yiyecekleri de tükenmiş, içecekleri de, yakacakları da... Zavallı yuvasında tir tir titrerken kapı çalmış, açmış. O da ne?
Ağustosböceği arabasına kurulmuş, kürkler içinde, başında kalpak, dizinde kalın battaniye...
Karınca "Bu ne hal?" demeden, ağustosböceği dalga geçmiş:
"Paris'e gidiyorum, diyeceğin var mı?"
"Var git, o La Fontaine denilen herifi bul, uydurduğu hikâyeden utansın!"
* * *
TRAKYA Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Funda S. Pala, bu hikâyeyi çeşitli milletlere göre uyarlamış...
Çin uyarlamasında, ağustosböceği açlıktan ölüyor.
Fransız uyarlamasında, ağustosböceği karıncanın kapısını çalıyor. Elinde bavulu, "Kışı geçirmek için Karayibler'e gidiyorum!" diyor.
* * *
TÜRK uyarlamasına gelince...
Karınca bütün yaz çalışır, kış için yiyecek içecek, yakacak depolar. Ağustosböceği ise vur patlasın, çal oynasın yaşar. Kış gelince karınca sıcak yuvasında yaşarken aç kalan ağustosböceği basın toplantısı düzenler:
"Etrafta bunca aç ve üşüyen varken, bu karıncaların vurdumduymazlıklarına dur diyecek yok mu? Durumu kamuoyunun vicdanına sunuyorum."
Televizyoncular, derhal bu haberin üstüne atlayarak, bir yandan aç ağustosböceğinin, öbür taraftan da karnı tok, sırtı pek karıncanın görüntülerini "az sonra" kaydıyla tekrar tekrar yayımlarlar.
* * *
HABER bir anda bomba gibi patlar, onların deyimiyle kamuoyu "şoke olmuştur."
Yeşil Böcekleri Koruma Derneği Temsilcisi, Ali Kırca'nın "Siyaset Meydanı"na çıkarak, yıllardır çektikleri sıkıntının nedeninin renklerinin yeşil olmasından kaynaklandığını ağlayarak, gözyaşlarıyla anlatır.
Şöhretleri Türkiye'yi çoktan aşmış ve "En çok Nobel kazanamayan yazarlar" unvanını kimseye kaptırmayanlar da, Türkiye'deki bu adaletsizliği protesto ederler.
Hatta "30 bin Kürt'ü, 1 milyon Ermeni'yi katledenlerden başka ne beklenir" diye ahkâm keserler. (Bu bizim ilavemizdir. H.P.)
* * *
KONU Bakanlar Kurulu'na da gelir. Başbakan, "Geçmiş hükümetler döneminde ihmal edilen ağustosböceği kardeşlerimizi huzura kavuşturacağız, onların sorunu bizim sorunumuzdur" der.
Reha Muhtar, karıncayı canlı yayına çıkararak, "Reklamını yapmak için, zavallı bir ağustosböceğinin içler acısı durumundan yararlanmaktan utanmıyor musunuz?" diye azarlar ve haşlar.
Ertesi akşam da Fatih Altaylı, karıncayı "Teke Tek" karşısına alır, "Ağustosböceğinden çaldığın yiyecekleri nereye sakladın, öt çabuk!" der, bir güzel döver.
* * *
KARINCA, sonunda çareyi yurtdışına kaçmakta bulur... Ağustosböceği karıncanın yuvasına yerleşir, yiyeceklerine konar, eşyalarının üzerine oturur, gül gibi yaşayıp gider.
Kamuoyu baskısı bir haksızlığı daha önlemiş; adalet, anlı şanlı medyamız aracılığıyla sağlanmıştır.

1 yorum:

Anonim dedi ki...

çok güzel bir fıkra yeni duydum geldi açtım böyle bir fıkra gerçek mi yoksa kendi çıkarttıgınız bir fıkra mı onu öğrenmek istiyorum e_mail adresim şu te.cimen_13@hotmail.com lütfen bana gönderirmisiniz çok merak ediyorum thank you good byyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy