Yeni Gelen Edit: Konu ile ilgi Devlet Bakanı ve Baş Müzakereci Sn. Ali Babacan'ın özel kalemi ile görüştükten sonra Derneğimizi tanıtan ve verebileceğimiz katkıları belirten bir belgeyi hazırlamaya başladım. Bütün LKD üyelerinin wiki tarzındaki bu belgeye katkılarını bekleriz.
Geçtiğimiz 2 günlük süreçte EGE Çevre ve Kültür Platformunun bir toplantısındaydım. Bu toplantıda bu güne kadar fark etmediğimiz veya yeterli önemi vermediğimiz bir konuyu öğrendim.
Bildiğiniz gibi AB üyeliği için tarama süreci içindeyiz. Bu süreçte AB nin isteği üzerine tarama süreci için yapılan toplantılara STK larda davet edilmiştir. Bu aşamada oluşturulacak taslak metinlere göre müzakere süreci başlayacak ve bu süreç dahilinde ülkemizin geleceğini belirleyecek yasalar çıkacaktır.
Tarama süreci içindeki pek çok başlık doğrudan bilişim ve Açık Kod ile ilgili görünmesede aslında gerek bilgi-işlem dünyasını gerekse Açık Kod u ilgilendiren başlıklar olacaktır. Basit örnek vermek gerekirse eğer biz bu sürece müdahil olmaz isek önümüzdek 30 yıl Milli Eğitim Bakanlığının Müfredatında Bilgisayar Derslerinde Kelime İşlemci Değil MS Word öğretilmesi gerektiği yazabilir.
Şimdi eylem zamanı... Tarama süreci başladı ve son sürat devam ediyor. Bir an önce konu ile ilgili bir çalışma grubu oluşturulmalı AB Genel Sekreterliği ile temasa geçilip bu tarama sürecine diğer Sivil Toplum Kuruluşları gibi müdahil olmak istediğimiz söylenmeli ve en kısa zamanda her başlıkta bize neler düşüyor sorusunun cevabını bulup söz konusu toplantılara temsilcilerimizle katılmalı ve geleceğimiz üzerinde söz sahibi olmalıyız.
Geleceği göremeyiz ama ona müdahale etme ve şekillendirme şansı bugün elimizde.... Tarama süreci ile ilgili daha geniş bilgi için www.abgs.gov.tr adresine bakabilir, bu sürece destek olmak icin proje-cg listesine görüşlerinizi bildirebilirsiniz.
Pazartesi, Şubat 20, 2006
Çarşamba, Şubat 15, 2006
Yorum Yok !
Melih Aşık'tan
CHP Milletvekili Berhan Şimşek, dün Anadolu Ajansı'nın üst düzey bir yetkilisini aradı ve sordu:
- Başbakan'ın Mersinli çiftçi Kemal Öncel'e hakaretler yağdıran konuşmasını bütün ajanslar geçti. Bütün televizyonlar ve gazeteler verdi. Haberi bir tek sizin bültenlerinizde göremedim. Sebebi nedir acaba?
Yanıt ilginçti:
- Konuşmayı seviyesiz bulduğumuz için kullanmadık efendim!
CHP Milletvekili Berhan Şimşek, dün Anadolu Ajansı'nın üst düzey bir yetkilisini aradı ve sordu:
- Başbakan'ın Mersinli çiftçi Kemal Öncel'e hakaretler yağdıran konuşmasını bütün ajanslar geçti. Bütün televizyonlar ve gazeteler verdi. Haberi bir tek sizin bültenlerinizde göremedim. Sebebi nedir acaba?
Yanıt ilginçti:
- Konuşmayı seviyesiz bulduğumuz için kullanmadık efendim!
Zor Aşk
Haber saldım
Dört bir yana
Karanfiller susuz kalmış
Muhabbete dost aradım
Bu şehri periler sarmış
Bitip tükenmez sigaram
Ciğerim nefessiz kalmış
Herşey yalan olsa bile
En güzel aşk zor olanmış
Söyle bana güzel kadın
Herşey yerli yerinde mi
Bırakıp gittiğin gibi
Deniz mavi gök yeşil mi
Dört bir yana
Karanfiller susuz kalmış
Muhabbete dost aradım
Bu şehri periler sarmış
Bitip tükenmez sigaram
Ciğerim nefessiz kalmış
Herşey yalan olsa bile
En güzel aşk zor olanmış
Söyle bana güzel kadın
Herşey yerli yerinde mi
Bırakıp gittiğin gibi
Deniz mavi gök yeşil mi
Perşembe, Ocak 19, 2006
Evlenmek İsteyen Kadın
"Hiç bir şey, evlenmek isteyen bir kadın ve susuz kalmış bir deve kadar kararlı olamaz"
Bir Eskimo Atasözü
Devamı burada... :-)
Bir Eskimo Atasözü
Devamı burada... :-)
Salı, Ocak 17, 2006
Pardus da Lazrus Kurulumu
Delphi ile zorunlu bir gece geçirdikten sonra Linux üzerindeki alternatiflerine de göz gezdirdim. Kylix hem 90 mb lik boyutu hemde Borland a bağımlı olmasıyla beni pek cezbetmedi. Diğer taraftan daha önce adını duyduğum Lazarusu denemeye karar verdim.
İlk olarak bu adresden Free Pascal'ı yüklememiz gerekiyor. Yükleme işlemi oldukça kolay.
1. Paketi indirip açın.
2.Açtığınız klasörde sh install.sh yazıp enter a basın.
Bu noktada bir işlem daha yapacağız bu Lazarusdan kaynaklanan bir uyum probleminin üstesinden gelmek için bu adresde bulacağınız Free Pascal kaynak kodlarını indirip uygun bir klasöre açın. (Bu klasörün adı FPC daha sonra kullanacağız)
İkinci adımda Lazarus IDE'yi indirip yükleyeceğiz. Ancak bunun için gtk 1.x kütüphanelerinin kurulu olması gerekiyor. Eğer kurulu değilse PİSİ ile rahatlıkla kurmanız mümkün. Daha sonra bu adresden en son cvs kodlarını indiriyoruz ve açıyoruz. Lazarusu derlemeden önce yapmamız gereken bir diğer iş gdk-pixbuf paketini kurmak. Bunun için Gnome'un sitesinden kaynak kodu indirip ./configure, make, make install ile kuruyoruz. Daha sonra libgdk_pixbuf.so.2 dosyasının yerini tesbit edip export LD_PRELOAD=usr/local/lib/libgdk_pixbuf.so.2 şeklinde ortam değişkenimizi tanımlıyoruz. (Tabi daha sonra bunu açılış dosyalarından birine yazmakda fayda var) (Bu arada bu ipucu için cartman'a teşekkürler)
artık lazarusun kaynak kodlarını açtığımız klasöre gidip ' make clean install ' komutunu verebiliriz.
Derleme işlemi bittikten sonra aynı klasörde ./lazarus yazarak IDE mizi başlatabiliriz. IDE ilk başladığınde Free Pascal ı bulamadığına dair bir uyarı verecektir. Bu durumda Ana menüden Enviroments -> Enviroments options -> FPC source directory yi seçip daha önce açtığımız FPC klasörünün bulunduğu yeri yazıyoruz. IDE miz artık kullanıma hazır.
Çok iyi bir belge olmadığının farkındayım bunun ama Lazarus PISI paketi çıkana kadar kullanılacak geçici bir belge olduğundan çok da fazla bir önemi yok sanırım.
İlk olarak bu adresden Free Pascal'ı yüklememiz gerekiyor. Yükleme işlemi oldukça kolay.
1. Paketi indirip açın.
2.Açtığınız klasörde sh install.sh yazıp enter a basın.
Bu noktada bir işlem daha yapacağız bu Lazarusdan kaynaklanan bir uyum probleminin üstesinden gelmek için bu adresde bulacağınız Free Pascal kaynak kodlarını indirip uygun bir klasöre açın. (Bu klasörün adı FPC daha sonra kullanacağız)
İkinci adımda Lazarus IDE'yi indirip yükleyeceğiz. Ancak bunun için gtk 1.x kütüphanelerinin kurulu olması gerekiyor. Eğer kurulu değilse PİSİ ile rahatlıkla kurmanız mümkün. Daha sonra bu adresden en son cvs kodlarını indiriyoruz ve açıyoruz. Lazarusu derlemeden önce yapmamız gereken bir diğer iş gdk-pixbuf paketini kurmak. Bunun için Gnome'un sitesinden kaynak kodu indirip ./configure, make, make install ile kuruyoruz. Daha sonra libgdk_pixbuf.so.2 dosyasının yerini tesbit edip export LD_PRELOAD=usr/local/lib/libgdk_pixbuf.so.2 şeklinde ortam değişkenimizi tanımlıyoruz. (Tabi daha sonra bunu açılış dosyalarından birine yazmakda fayda var) (Bu arada bu ipucu için cartman'a teşekkürler)
artık lazarusun kaynak kodlarını açtığımız klasöre gidip ' make clean install ' komutunu verebiliriz.
Derleme işlemi bittikten sonra aynı klasörde ./lazarus yazarak IDE mizi başlatabiliriz. IDE ilk başladığınde Free Pascal ı bulamadığına dair bir uyarı verecektir. Bu durumda Ana menüden Enviroments -> Enviroments options -> FPC source directory yi seçip daha önce açtığımız FPC klasörünün bulunduğu yeri yazıyoruz. IDE miz artık kullanıma hazır.
Çok iyi bir belge olmadığının farkındayım bunun ama Lazarus PISI paketi çıkana kadar kullanılacak geçici bir belge olduğundan çok da fazla bir önemi yok sanırım.
Pazartesi, Ocak 16, 2006
Delphi ile Bir Gece

( DELPHOI ) Antikçağ Yunanlılarının en ünlü kahinlik tapınağı
Eski Yunan inançlarına göre, tanrılar tanrısı Zeus'ün oğlu Apollon, yılan-canavar Python'un bekçilik ettiği bu tapınağı onu öldürerek ele geçirmiş. Pythia adlı kahin-büyücü kadını buraya yerleştirmiş, bu kadın gelecekten haber soranlara babası Zeus'ün sözcüsü olan Apollon'dan aldığı karşılıkları bildirirmiş. Burada yer altındaki bir yarıktan çıkan dumanın etkisiyle yarığın başındaki kahin ki adı phytia'dır transa geçer ve tanrı apollonin agzında konustuguna inanılırdı. Yarışma yeri Olympia'nın karşısında bir düşünme ve duyma yeri olan Delphoi'nin ortasında kutsal taş Omphales varmış, onun durduğu yer, dünyanın tam ortasıymış.
Gelecekten haber verme alanında ünlü eski Yunan kentlerinin sınırlarını çok aşan ve hemen o çağın bütün uygarlığına yayılan Delphoi tapınağı gerçekte, geleneğin hukuksal bir düzene dönüşmesini gerçekleştirmiştir. Apollon'un yetkesi, Zeus'ün sözcüsü olarak, düzenin sağlanması yolunda tanrılık yasalar oluşturmuştur. Delphoi antikçağ Yunanlılarının bir çeşit kilisesidir. Yunan tarihinde rastlanan ilk mezhep olan Pythagorasçılıkta bu kilisenin ürünüdür.
Bu başlığı neden yazdığıma gelince yarın sınav var Delphi'den (Tabi bu Borland'ın Delphi'si). Bu güne kadar miadı doldu diye öğrenmemekde direndiğim bu IDE'yi ( Bazılarına 100 defa yazdırmak lazım Delphi bir dil değil Object Pascal için bir IDE dir diye.) Öğrenmek için yarın saat 16.00 a kadar vaktim var. Hayırlısı olsun :-)
Cuma, Ocak 13, 2006
Yoksa siz hala ?
Evet efendim bakınız m$ si apple ı sizin için çırpınıp didiniyor pek faideli müzik ve video formatları geliştiriyorlar. Tabi ki bir hayır duanızı almaktan başka bir beklentileri olmadan. Ama siz ne yapıyorsunuz, hala mp3 dü ogg du acayip şeylerle muhattap oluyorsunuz. Peki devam edin ama aşağıdaki resmide aklınızdan çıkarmayın.
Biraz Ruby Bölüm 1
Saat 01:20 yani biraz Ruby kodlamak icin güzel bir zaman. İlk programımız ortak tampon bellek kullanan bir ana program ve çocuğu üzerine. Ana programın ortak alana yazdığını çocuk program okuyor ve ekrana yazıyor...
# ortak tampon tanimlaniyor |
Pazartesi, Ocak 09, 2006
Teorem...
Türkiyede yayınlanan gazetelerin sayını n kabul edersek. Bu gazetelerin 9*n/10 luk bir kesiminde Ali Kemal zihniyetinde n=>1 adet yazar bulunmaktadır.
Teoremin ispatını yapmıyor onun yerine Ali Kemal'den (nam-ı diğer Artin Kemal'den) bir anektod naklediyorum.Günümüzle benzerliği okuyanalar kursun...
Anektod yine Turgut Özakman'ın Şu Çılgın Türkler Kitabından. Okumayan var mı ?
Teoremin ispatını yapmıyor onun yerine Ali Kemal'den (nam-ı diğer Artin Kemal'den) bir anektod naklediyorum.Günümüzle benzerliği okuyanalar kursun...
"Demiştim sana Ankara ordusu Yunanı yenemez.Yenemiyor işte. Yunan ordusu yarın öbür gün Ankara'ya girer, bu haddini bilmez serserileri yakalar. Çok da iyi olur.Bu kuru gürültü biter,başımızı dinleriz. İstiklal, hürriyet, milli and, milliyetçilik filan gibi iyi tınlayan içi boş laflarla vakit kaybetmez, tıpkı Yunanistan gibi İngiltere'ye bağlanırız.Her sorunumuzu çözecek tılsım budur."
Anektod yine Turgut Özakman'ın Şu Çılgın Türkler Kitabından. Okumayan var mı ?
Ceylan Derisi Koltuklara İthafen...
"Salih.." dedi Kemal Paşa
"..kardeşimden mektup geldi. Paraları bitmiş. Şu notun gizlice anneme ulaşmasını sağla."
"Başüstüne."
Not çok kısaydı:"Bankadaki parayı harcayın. Yetişmezse evdeki halıları satın"
Turgut Özakman'ın Şu Çılgın Türkler kitabından...
"..kardeşimden mektup geldi. Paraları bitmiş. Şu notun gizlice anneme ulaşmasını sağla."
"Başüstüne."
Not çok kısaydı:"Bankadaki parayı harcayın. Yetişmezse evdeki halıları satın"
Turgut Özakman'ın Şu Çılgın Türkler kitabından...
Cuma, Ocak 06, 2006
Kedi Evden Kaçtı
Kardeşim bu internet nelere kadir. Sen kalk tee Prizren lerden Pardusu duy. Kurmaya kalk. Olmasın gel pardus kanalına sor. Şaka bir yana daha güzel yerlerde görürüz Pardusumuzu inşallah. Bir gün biri gelipde " Parle vu france " diye sorarsa pardus kanalında bu iş bitmiştir diyecem. Hani nasıl denir "Avrupa Avrupa Duy Sesimizi Bu Gelen Pardusun Ayak Sesleri".
Pardus kanal logundan;
Pardus kanal logundan;
<_RADIOhead> i hear from a friend of mine , we are very familiar with turkey i`m from Prizren if you know he told me that hear from a turkey TV channel so we download it :) and wanna give a try
Salı, Ocak 03, 2006
Değerlerin yerini değiştirme
Özellikle sıralama vb. algoritmalarında iki değerin yerini değiştirmemiz sıklıkla gerekir. Mesela;
örneğinde olduğu gibi. Ama Ruby kullanıyorsak ne yapıyoruz;
int a = 1;
int b = 2;
int gecici;
gecici = a;
a = b;
b = gecici;
örneğinde olduğu gibi. Ama Ruby kullanıyorsak ne yapıyoruz;
a, b = b, aÇok hızlı geldiyse yavaş çekimde bir daha seyredin ;-)
Perşembe, Aralık 29, 2005
Hiperaktif Çocuklar
Cesur Yeni Dünya demişken Amerika'da okullarda düzene uymayı reddeden çocukların pek çoğuna ritalin verildiği konusunda ciddi iddalar var. ( 1.bağlantı 2. bağlantı ). Huxley in ileri görüşlülüğüne saygı duyuyor ve bu girdiyide burda noktalıyorum. Yorum sizlerin efendim...
Cesur Yeni Dünya
Huxleyin bu etkileyici romanını yeni bitirmişken Emre Sevinç in yazdıklarını gördüm İlginç bir süpriz oldu benim için katkıda bulunmak istedim.
Not: Üstadın aslında tam olarak karar veremediği söylenir Cesur Yeni Dünya ve Vahşilerin Dünyası arasında. Fazlamesaide gazetelerin rss feedleri ile başlayıp şu an abes ötesi biryerlerde olan konu başlığını gördükçe bazen daha diktatör yapıda editörlerimiz olsa keşke diye aklımdan geçmiyor değil...
Tabii ki yeni totaliter sistemin eskisine benzemesini gerektirecek hiçbir neden yok. Polis copu ve idam mangaları, yapay açlık, toplu hapsetmeler ve toplu sınırdışı etmeler yoluyla devlet, yalnızca insanlıkdışı değil (bugünlerde buna kimse pek aldırmıyor); açık şekilde yetersizdir ve ileri teknoloji çağında yetersizlik, Kutsal Ruh'a karşı işlenmiş bir günahtır. Gerçekten etkili totaliter devlet, siyasi patronların ve onların yönetici ordularının tüm güçleri kendisinde toplayan hükümetinin, kölelerden oluşan nüfusu köleler köleliklerini sevdikleri için zor kullanmaksızın kontrol ettikleri devlettir. Günümüzün totaliter devletlerinde köleliği sevdirmek, propaganda bakanlıkları, gazete yayıncıları ve okul öğretmenlerine verilmiş bir görevdir. Ancak yöntemleri halen kaba ve bilim dışıdır. Cizvitlerin, "bana çocuğun aldığı eğitimi söyle sana yetişkin halinin dinî inançlarım söyleyeyim" diye böbürlenmeleri, hüsnü kuruntunun ürünüdür. Ve muhtemelen modern pedagog, öğrencilerinin reflekslerini şartlandırma konusunda, Voltaire'i yetiştiren değerli rahipler denli başarılı değildir. Propagandanın en büyük zaferleri, bir şeyi yapmakla değil onu yapmaktan kaçınmakla kazanılmıştır. Gerçek yücedir, ancak pratik bir bakış açısından bakılacak olursa daha yücesi, gerçek konusunda sessiz kalmaktır. Totaliter propagandacılar; bir takım konulardan söz etmemek yoluyla, kitlelerle yerel politika patronlarının nahoş bulduğu gerçek ya da savların arasına, Mr. Churchill'in 'demir perde' diye adlandırdığı şeyi çekerek, kamuoyuna en uzdilli karalamalarla ya da en karşı konulmaz mantıksal karşıtezlerle yapabileceklerinden çok daha etkili biçimde kanaat telkin etmişlerdir. Ama sessizlik yeterli değildir. Eğer zulüm, tasfiye ve çatışmanın diğer belirtilerinden kaçınılacaksa, propagandanın olumlu yönleri, olumsuz yönleri denli etkinleştirilmelidir. Geleceğin en önemli Manhattan Projeleri, politikacıların ve katılan bilim adamlarının 'mutluluk sorunu' adını vereceği konuda -diğer bir deyişle, insanlara köleliklerini sevdirme sorunu konusunda, devlet sponsorluğunda yürütülecek büyük çaplı araştırmalar olacaktır. Ekonomik güvence olmazsa kölelik sevgisi hayata geçirilemez; kısacası, güçleri kendinde toplayan hükümet ve idarecilerinin kalıcı güvence sorununu çözeceklerini varsayıyorum. Fakat güvenceler, kolaylıkla varmış gibi kabul edilirler. Güvencelerin sağlanması salt yüzeysel, dışsal bir devrimdir. Kölelik sevgisi, insan zihin ve bedenlerinde derin ve kişisel bir devrimin sonucu olarak oluşturulmadıkça başarılamaz. Bu devrimi gerçekleştirmek için, diğerlerinin yanında, aşağıda sayacağım keşif ve buluşlara ihtiyacımız var. Birincisi, çocuk şartlandırma ve daha sonra skopolamin gibi ilaçlar yardımıyla sağlanacak ileri bir telkin tekniği. İkincisi, devlet idarecilerine, eldeki herhangi bir bireyi sosyal ve ekonomik hiyerarşide ait olduğu yere atayabilme olanağını sağlayacak, insan farklılıkları üzerine tam gelişmiş bir bilim dalı. (Yanlış görevlerde bulunan insanlar, sosyal sistem hakkında tehlikeli düşünceler besleme ve mutsuzluklarını başkalarına bulaştırma eğilimi gösterirler.) Üçüncüsü (her ne kadar ütopyaysa da gerçeklik, insanların kendisinden, sık sık tatile çıkarak uzaklaşma gereği duyduğu bir şey olduğundan), alkol ve diğer uyuşturucuların yerini alacak, daha az zararlı, ama aynı zamanda cin ya da eroinden daha fazla keyif verecek bir madde. Dördüncüsü de (ama bu uzun vadeli bir proje olurdu ve başarılı bir sonuca ulaştırmak için nesiller boyunca totaliter kontrol gerekirdi), insan ürününü standartlaştırmak ve yönetenlerin görevini kolaylaştırmak üzere tasarlanmış anılmaz bir öjenik sistemi.* Cesur Yeni Dünya'da bu insan standartlaştırma, belki imkânsız değil, ama fantastik uçlara taşınmıştır. Teknik ve ideolojik olarak şişelenmiş bebekler ve Bokanovski yarımoron gruplarından hâlâ çok uzağız. Ama F.S. 600 yılına gelindiğinde nelerin olmayabileceğini kim bilebilir ki? Bu arada, o daha mutlu ve daha istikrarlı dünyanın belirleyici özellikleri -soma, uykuda öğrenme ve bilimsel kast sisteminin eşdeğerleri- herhalde üç dört nesilden daha uzakta değildir. Cesur Yeni Diinya'daki cinsel ilişkide herkesle birlikte olabilme de pek öyle uzak görünmemekte. Şimdiden bazı Amerikan şehirlerindeki boşanma sayıları evlenme sayılarına eşitlenmiştir. Çok değil, birkaç yıl içinde, evlilik cüzdanları; oniki ay geçerli, köpek değiştirmeyi ya da aynı anda birden fazla köpek bulundurmayı yasal olarak engellemeyen köpek ruhsatları gibi satılacaktır. Siyasi ve ekonomik özgürlükler azaldıkça, cinsel özgürlük, dengelercesine artma eğilimi gösterir. Diktatör de (boş ya da fethedilmemiş bölgeleri sömürgeleştirmek için ateşe süreceği askerlere ve ailelere ihtiyacı yoksa) bu özgürlüğü teşvik etmekle iyi yapar. Uyuşturucu, filmler ve radyonun etkisiyle gündüz düşleri kurma özgürlüğüne ek olarak cinsellik, tebasını, yazgıları olan köleliğe razı etmede yardımcı olur.
Not: Üstadın aslında tam olarak karar veremediği söylenir Cesur Yeni Dünya ve Vahşilerin Dünyası arasında. Fazlamesaide gazetelerin rss feedleri ile başlayıp şu an abes ötesi biryerlerde olan konu başlığını gördükçe bazen daha diktatör yapıda editörlerimiz olsa keşke diye aklımdan geçmiyor değil...
Tabii ki yeni totaliter sistemin eskisine benzemesini gerektirecek hiçbir neden yok. Polis copu ve idam mangaları, yapay açlık, toplu hapsetmeler ve toplu sınırdışı etmeler yoluyla devlet, yalnızca insanlıkdışı değil (bugünlerde buna kimse pek aldırmıyor); açık şekilde yetersizdir ve ileri teknoloji çağında yetersizlik, Kutsal Ruh'a karşı işlenmiş bir günahtır. Gerçekten etkili totaliter devlet, siyasi patronların ve onların yönetici ordularının tüm güçleri kendisinde toplayan hükümetinin, kölelerden oluşan nüfusu köleler köleliklerini sevdikleri için zor kullanmaksızın kontrol ettikleri devlettir. Günümüzün totaliter devletlerinde köleliği sevdirmek, propaganda bakanlıkları, gazete yayıncıları ve okul öğretmenlerine verilmiş bir görevdir. Ancak yöntemleri halen kaba ve bilim dışıdır. Cizvitlerin, "bana çocuğun aldığı eğitimi söyle sana yetişkin halinin dinî inançlarım söyleyeyim" diye böbürlenmeleri, hüsnü kuruntunun ürünüdür. Ve muhtemelen modern pedagog, öğrencilerinin reflekslerini şartlandırma konusunda, Voltaire'i yetiştiren değerli rahipler denli başarılı değildir. Propagandanın en büyük zaferleri, bir şeyi yapmakla değil onu yapmaktan kaçınmakla kazanılmıştır. Gerçek yücedir, ancak pratik bir bakış açısından bakılacak olursa daha yücesi, gerçek konusunda sessiz kalmaktır. Totaliter propagandacılar; bir takım konulardan söz etmemek yoluyla, kitlelerle yerel politika patronlarının nahoş bulduğu gerçek ya da savların arasına, Mr. Churchill'in 'demir perde' diye adlandırdığı şeyi çekerek, kamuoyuna en uzdilli karalamalarla ya da en karşı konulmaz mantıksal karşıtezlerle yapabileceklerinden çok daha etkili biçimde kanaat telkin etmişlerdir. Ama sessizlik yeterli değildir. Eğer zulüm, tasfiye ve çatışmanın diğer belirtilerinden kaçınılacaksa, propagandanın olumlu yönleri, olumsuz yönleri denli etkinleştirilmelidir. Geleceğin en önemli Manhattan Projeleri, politikacıların ve katılan bilim adamlarının 'mutluluk sorunu' adını vereceği konuda -diğer bir deyişle, insanlara köleliklerini sevdirme sorunu konusunda, devlet sponsorluğunda yürütülecek büyük çaplı araştırmalar olacaktır. Ekonomik güvence olmazsa kölelik sevgisi hayata geçirilemez; kısacası, güçleri kendinde toplayan hükümet ve idarecilerinin kalıcı güvence sorununu çözeceklerini varsayıyorum. Fakat güvenceler, kolaylıkla varmış gibi kabul edilirler. Güvencelerin sağlanması salt yüzeysel, dışsal bir devrimdir. Kölelik sevgisi, insan zihin ve bedenlerinde derin ve kişisel bir devrimin sonucu olarak oluşturulmadıkça başarılamaz. Bu devrimi gerçekleştirmek için, diğerlerinin yanında, aşağıda sayacağım keşif ve buluşlara ihtiyacımız var. Birincisi, çocuk şartlandırma ve daha sonra skopolamin gibi ilaçlar yardımıyla sağlanacak ileri bir telkin tekniği. İkincisi, devlet idarecilerine, eldeki herhangi bir bireyi sosyal ve ekonomik hiyerarşide ait olduğu yere atayabilme olanağını sağlayacak, insan farklılıkları üzerine tam gelişmiş bir bilim dalı. (Yanlış görevlerde bulunan insanlar, sosyal sistem hakkında tehlikeli düşünceler besleme ve mutsuzluklarını başkalarına bulaştırma eğilimi gösterirler.) Üçüncüsü (her ne kadar ütopyaysa da gerçeklik, insanların kendisinden, sık sık tatile çıkarak uzaklaşma gereği duyduğu bir şey olduğundan), alkol ve diğer uyuşturucuların yerini alacak, daha az zararlı, ama aynı zamanda cin ya da eroinden daha fazla keyif verecek bir madde. Dördüncüsü de (ama bu uzun vadeli bir proje olurdu ve başarılı bir sonuca ulaştırmak için nesiller boyunca totaliter kontrol gerekirdi), insan ürününü standartlaştırmak ve yönetenlerin görevini kolaylaştırmak üzere tasarlanmış anılmaz bir öjenik sistemi.* Cesur Yeni Dünya'da bu insan standartlaştırma, belki imkânsız değil, ama fantastik uçlara taşınmıştır. Teknik ve ideolojik olarak şişelenmiş bebekler ve Bokanovski yarımoron gruplarından hâlâ çok uzağız. Ama F.S. 600 yılına gelindiğinde nelerin olmayabileceğini kim bilebilir ki? Bu arada, o daha mutlu ve daha istikrarlı dünyanın belirleyici özellikleri -soma, uykuda öğrenme ve bilimsel kast sisteminin eşdeğerleri- herhalde üç dört nesilden daha uzakta değildir. Cesur Yeni Diinya'daki cinsel ilişkide herkesle birlikte olabilme de pek öyle uzak görünmemekte. Şimdiden bazı Amerikan şehirlerindeki boşanma sayıları evlenme sayılarına eşitlenmiştir. Çok değil, birkaç yıl içinde, evlilik cüzdanları; oniki ay geçerli, köpek değiştirmeyi ya da aynı anda birden fazla köpek bulundurmayı yasal olarak engellemeyen köpek ruhsatları gibi satılacaktır. Siyasi ve ekonomik özgürlükler azaldıkça, cinsel özgürlük, dengelercesine artma eğilimi gösterir. Diktatör de (boş ya da fethedilmemiş bölgeleri sömürgeleştirmek için ateşe süreceği askerlere ve ailelere ihtiyacı yoksa) bu özgürlüğü teşvik etmekle iyi yapar. Uyuşturucu, filmler ve radyonun etkisiyle gündüz düşleri kurma özgürlüğüne ek olarak cinsellik, tebasını, yazgıları olan köleliğe razı etmede yardımcı olur.
Perşembe, Aralık 22, 2005
Abi burda yeşil bişey var parıldıyo
Your results:
You are Superman
Click here to take the "Which Superhero are you?" quiz...
You are Superman
| You are mild-mannered, good, strong and you love to help others. ![]() |
Çarşamba, Aralık 21, 2005
İroni
Kelimenin anlamını bilmeyenler için bugünkü küçük bir olayı anlatmak istiyorum.
Bugün Cumhuriyet gazetesi yazarları üniversitemizdeydi. Gerçekten çok ufuk açıcı bir tartışma ortamı oldu. Ancak kendileri konuşurken ( tajmin edersiniz ki bol bol iktidara yüklendiler ) arkalarında RTE'nin İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde çok büyük gelişme gösteren bir şirket olduğu iddaları ile gündeme gelen Albayrak Holding ve yine oldukça tartışmalı bir şekilde aldıkları Trabzon Limanı ihalesi için kurdukları Alport şirketinin flamaları asılıydı.Sanırım organizasyonun sponsoruydular.
Uğur Mumcu'nun dediği gibi paranın sağı solu olmuyor...
Bugün Cumhuriyet gazetesi yazarları üniversitemizdeydi. Gerçekten çok ufuk açıcı bir tartışma ortamı oldu. Ancak kendileri konuşurken ( tajmin edersiniz ki bol bol iktidara yüklendiler ) arkalarında RTE'nin İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde çok büyük gelişme gösteren bir şirket olduğu iddaları ile gündeme gelen Albayrak Holding ve yine oldukça tartışmalı bir şekilde aldıkları Trabzon Limanı ihalesi için kurdukları Alport şirketinin flamaları asılıydı.Sanırım organizasyonun sponsoruydular.
Uğur Mumcu'nun dediği gibi paranın sağı solu olmuyor...
Salı, Aralık 20, 2005
Hoşgeldin Pardus
Sabah gezegeni açtığımda S.Çağlar Onur ve Necdet Yücel'den mutlu haberi aldım. Emek anlamında yeterince katkıda bulunamamış olsamda en azından bundan sonrası için birşeyler yapmak umuduyla birazdan indirmeye başlayacağım Pardus RC1'i. Uykusuz geceleriyle bu eserin var olmasına katkıda bulunan herkese tebrikler.
Not: Pamuk konusunda söylenecek ve bazılarına gösterilecek çok şey olsada günlüğümün yayınlandığı halka açık ortamları daha fazla meşgul etmemek için sessiz kalma hakkımı kullanacağım. Söyleyecek sözü olanlara günlüğümün yorum bölümü her zaman açıktır. Saygılarımla...
Dayanamayarak yapılmış bir edit: Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı'nın Kaleminden Orhan Pamuk
Not: Pamuk konusunda söylenecek ve bazılarına gösterilecek çok şey olsada günlüğümün yayınlandığı halka açık ortamları daha fazla meşgul etmemek için sessiz kalma hakkımı kullanacağım. Söyleyecek sözü olanlara günlüğümün yorum bölümü her zaman açıktır. Saygılarımla...
Dayanamayarak yapılmış bir edit: Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı'nın Kaleminden Orhan Pamuk
Pazar, Aralık 18, 2005
Camcı Dükkanına Giren Filler ve Eşitlik Üzerine...
Filler konusuna gelmeden Umberto Eco'dan başlamak istiyorum. Aslında söylediklerim bu kadar farklı şekilde anlaşılmasaydı yine Umberto Eco başlıklı bir girdi yazmak isterdim ama böylesi denk geldi. Sanırım Eco ile oturup bir kahve sohbeti yapmak istemeyecek bir entellektüeli kolay kolay bulamazsınız. Diğer taraftan ( Eco ile kahve içiyor olasa da ) bir insanın birden fazla yüzü olabileceğini de unutmamak gerekir. Malum, şartlar daha farklı olsaydı belki bu gün Adolf ismi bize yalnızca 21 yüzyılın ortalarında yaşayan Avrupalı bir ressamı çağrıştıracaktı...
Pamuk konusuna gelince; Anlatabileceğim en basit biçimde anlatmaya çalışayım, olmadı anlayanlar anlamayanlara anlatsın. Birisi bana senin baban katildi, 10 Ermeni 3 Kürt öldürdü bunu kabul et derse herkesin önünde, onun bu iftirasına karşılık hakaret davası açarım. Bundan daha doğal bir hak yoktur. Bu kişi bana değil 70 milyon kişiye sizin dedeleriniz zamanında 1 milyon Ermeni , sizde 30 bin Kürt öldürdünüz derse ve bundan dolayı insanlar rencide olduysa hukuk yollarına başvurma hakları yok mudur ? Diğer taraftan konuyla ilgili her türlü şiddet içeren harekete karşı olunması gerektiğinin de özellikle altını çizmek isterim.
Ha eğer mesele bunu söyleyen adamın dünyaca ünlü yazar olmasıysa (ki öyle olmasa ortalık bu kadar ayağa kalkar mıydı ? ) işte bu en büyük ayrımcılıktır. Pespaye yazarların (ki şahıs hakkındaki sıfata tek itirazım çok hafif kalmasıdır yaptıkları karşılığında) hakkında dava açılabilir ama iyi kitap yazanların hakkında açılamaz. Bu mantık yeni değil. Birilerini kendimizden veya başkalarından üstün görüp onlara ayrıcalık tanıma isteği. Charles de Gaulle o meşhur diyalogda eğer Satre'ın 100 metre ötesinde gazete satan öğrencinin tutuklanmasına ses çıkarmayıp Satre'ın tutuklanmamasını emretmişse en büyük ikiyüzlülüğü yapmış demektir. Bilen bilir 50 li yıllarda bizde de bu zihniyet deki bazı aklı evveller, eğitimlilerin 2 eğitimsizlerin 1 oy hakkı olması gerektiğini savunmuşlar. Anlaşılan bu durum hep vardı ve ne yazik ki hep var olacak bazı zihinlerde. Büyük usta George Orwell'ın yazdığı gibi "Bütün hayvalar eşittir ama domuzlar daha eşittir" bazılarına göre.
Not: Ne bu girdimde ne de bundan öncekilerde hiç kimseyi vatan hâyinliği veya korkaklıkla suçlamadım. Bu düşüncelerimi açıklarken kullandığım bir üslup da değildir. Hiç kimsenin durup dururken bu kavramlarla suçlanmış gibi davranıp kendini mağdur hissetmesine gerek yoktur. Bu arada Emre beyin yazdıkları sayesinde "Yahu yaşda kemale ermeye başladı galiba " diye düşünürken kendimi yine genç hissettim. Kendisine teşekkür ederim. ;-)
Not2: Aslında bu girdiyi sayın başabakanımızın siyaset literatürüne kattığı veciz cümlelerin geçmişine ayıracaktım ama o da başka bir sefere.
Pamuk konusuna gelince; Anlatabileceğim en basit biçimde anlatmaya çalışayım, olmadı anlayanlar anlamayanlara anlatsın. Birisi bana senin baban katildi, 10 Ermeni 3 Kürt öldürdü bunu kabul et derse herkesin önünde, onun bu iftirasına karşılık hakaret davası açarım. Bundan daha doğal bir hak yoktur. Bu kişi bana değil 70 milyon kişiye sizin dedeleriniz zamanında 1 milyon Ermeni , sizde 30 bin Kürt öldürdünüz derse ve bundan dolayı insanlar rencide olduysa hukuk yollarına başvurma hakları yok mudur ? Diğer taraftan konuyla ilgili her türlü şiddet içeren harekete karşı olunması gerektiğinin de özellikle altını çizmek isterim.
Ha eğer mesele bunu söyleyen adamın dünyaca ünlü yazar olmasıysa (ki öyle olmasa ortalık bu kadar ayağa kalkar mıydı ? ) işte bu en büyük ayrımcılıktır. Pespaye yazarların (ki şahıs hakkındaki sıfata tek itirazım çok hafif kalmasıdır yaptıkları karşılığında) hakkında dava açılabilir ama iyi kitap yazanların hakkında açılamaz. Bu mantık yeni değil. Birilerini kendimizden veya başkalarından üstün görüp onlara ayrıcalık tanıma isteği. Charles de Gaulle o meşhur diyalogda eğer Satre'ın 100 metre ötesinde gazete satan öğrencinin tutuklanmasına ses çıkarmayıp Satre'ın tutuklanmamasını emretmişse en büyük ikiyüzlülüğü yapmış demektir. Bilen bilir 50 li yıllarda bizde de bu zihniyet deki bazı aklı evveller, eğitimlilerin 2 eğitimsizlerin 1 oy hakkı olması gerektiğini savunmuşlar. Anlaşılan bu durum hep vardı ve ne yazik ki hep var olacak bazı zihinlerde. Büyük usta George Orwell'ın yazdığı gibi "Bütün hayvalar eşittir ama domuzlar daha eşittir" bazılarına göre.
Not: Ne bu girdimde ne de bundan öncekilerde hiç kimseyi vatan hâyinliği veya korkaklıkla suçlamadım. Bu düşüncelerimi açıklarken kullandığım bir üslup da değildir. Hiç kimsenin durup dururken bu kavramlarla suçlanmış gibi davranıp kendini mağdur hissetmesine gerek yoktur. Bu arada Emre beyin yazdıkları sayesinde "Yahu yaşda kemale ermeye başladı galiba " diye düşünürken kendimi yine genç hissettim. Kendisine teşekkür ederim. ;-)
Not2: Aslında bu girdiyi sayın başabakanımızın siyaset literatürüne kattığı veciz cümlelerin geçmişine ayıracaktım ama o da başka bir sefere.
Cumartesi, Aralık 17, 2005
Hemşerim medeniyet ne yanda kaldı ?
Murat Sağlam günlüğünde İskeletor'un düşünce özgürlüğünden dem vurmuş. Haklıdır kendisi. Yalnız merak ettim bu iskeletor kardeşimiz Avrupa'nın içinden mi köyünden mi ?
Diyeceksiniz ki ne ilgisi var ? Var, eğer herhangi bir Avrupa ülkesinin vatandaşı değilse veya onların fikirlerini savunmuyorsa mazallah hemen açarlar hakkında bir soruşturma.
Saçmalıyor muyum ? E ben olanı söylüyorum. Daha iki gün önce Türk Tarih Kurumu Başkanı olan Prof.Dr Halaçoğlu, hem de " ona buna yaranayım belki bana da verirler bir ödül " maksadıyla değil. medeni kanunumuzu aldığımız medeniyetler beşiği Avrupa'nın en bi medeni ülkesi İsviçre’nin Winterthur şehrinde yapılan bilimsel bir toplantı'da Ermeni soykırımı iddaları doğru değildir tezini savunduğu için hakkında soruşturma açılmadı mı ?.
Aslında bu medeniyet çok güzel bir şey canım. Ama biz yalnış mı anladık nedir ? Bu ülkede %100 ermeni soykırımı tezinin savunulduğu bilimsel toplantılar ( o da nasıl bir bilimsellikse tesadüfe bakınız ki; bir tane karşıt görüşlü bilim insanı yok toplantıda ) ülkede yaşayan milyonlarca insanı rencide ettiği halde yapılmadı mı ? Ki biz o insanlara millet diyoruz (Hani şu kayıtsız şartsız egemenliğe sahip olan insan topluluğu...) .
Ama biz kendi çıkarları uğruna bilimsellikten çok uzak bir yaklaşımla ülkesini alçaltma maksdıyla yapıldığından şüphe duyduğumuz bir açıklamayı soruşturmaya kalkınca dünya ayağa kaldırılıyor.
Medeniyet güzel şey canım. Ama bizim için uygulaması zor. Alışmamışız ki biz iki yüzlülüğe, gördüğümüz doğruyu yalnışı hemen söylüyoruz. Daha çok yolumuz var medeni olmak için...
İlk edit: Bu girdiyi yazdıktan 3-5 dakika sonra " şiddete açık teşvik ve bariz hakaret içermediği sürece düşünce özgürlüğü sınırsız mı olmalı ? " diye düşünerek net de gezinirken Gülay Göktürk'ün aşağıdaki ifadeleri kullandığı yazısına denk geldim ve aklımda kocamn bir Hayır yanıtı belirdi...
Diyeceksiniz ki ne ilgisi var ? Var, eğer herhangi bir Avrupa ülkesinin vatandaşı değilse veya onların fikirlerini savunmuyorsa mazallah hemen açarlar hakkında bir soruşturma.
Saçmalıyor muyum ? E ben olanı söylüyorum. Daha iki gün önce Türk Tarih Kurumu Başkanı olan Prof.Dr Halaçoğlu, hem de " ona buna yaranayım belki bana da verirler bir ödül " maksadıyla değil. medeni kanunumuzu aldığımız medeniyetler beşiği Avrupa'nın en bi medeni ülkesi İsviçre’nin Winterthur şehrinde yapılan bilimsel bir toplantı'da Ermeni soykırımı iddaları doğru değildir tezini savunduğu için hakkında soruşturma açılmadı mı ?.
Aslında bu medeniyet çok güzel bir şey canım. Ama biz yalnış mı anladık nedir ? Bu ülkede %100 ermeni soykırımı tezinin savunulduğu bilimsel toplantılar ( o da nasıl bir bilimsellikse tesadüfe bakınız ki; bir tane karşıt görüşlü bilim insanı yok toplantıda ) ülkede yaşayan milyonlarca insanı rencide ettiği halde yapılmadı mı ? Ki biz o insanlara millet diyoruz (Hani şu kayıtsız şartsız egemenliğe sahip olan insan topluluğu...) .
Ama biz kendi çıkarları uğruna bilimsellikten çok uzak bir yaklaşımla ülkesini alçaltma maksdıyla yapıldığından şüphe duyduğumuz bir açıklamayı soruşturmaya kalkınca dünya ayağa kaldırılıyor.
Medeniyet güzel şey canım. Ama bizim için uygulaması zor. Alışmamışız ki biz iki yüzlülüğe, gördüğümüz doğruyu yalnışı hemen söylüyoruz. Daha çok yolumuz var medeni olmak için...
İlk edit: Bu girdiyi yazdıktan 3-5 dakika sonra " şiddete açık teşvik ve bariz hakaret içermediği sürece düşünce özgürlüğü sınırsız mı olmalı ? " diye düşünerek net de gezinirken Gülay Göktürk'ün aşağıdaki ifadeleri kullandığı yazısına denk geldim ve aklımda kocamn bir Hayır yanıtı belirdi...
Yani, insanların çocuklara zarar vermedikleri sürece "sübyancı olma hakkı"nı savunuyorum... Ama çocukların porno filmlerde oynatılması kabul edilebilir bir şey değil. Ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için şöyle farazi bir örnek vereyim: Diyelim ki, çocuk pornografisi çekenler, o filmlerde gerçek çocukların yerine bilgisayarda yaratılmış sanal çocuklar kullansalardı, yani filmin kahramanı animasyonla yaratılmış olsaydı, benim hiçbir itirazım kalmazdı.
Cuma, Aralık 16, 2005
Queen of the Damned
Gün bitiyor, yeni gün başlıyor. Ben hala Rails formlarında geziniyorum. Lanetliler Kraliçesi'ni az önce bitirdim. İzlenmeye değer bir film eğer fantastik-kurgu dan hoşlanıyorsanız. Gece'nin bir vakti rastladığım güzel bi Rails linki. Yazdığınız uygulamaya çoklu dil desteği vermeniz için 10 kolay adım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
